12 Haziran 2013 Çarşamba

Kaynak

Kaynak

İletişim sürecinde kaynak, “iletişimin konusunu ya doğrudan doğruya oluşturan ya da başkalarınca oluşturulmuş konuyu, düşünceleri, görüşleri düzenleyen ve hedef kitleye gönderen kişi/kişiler, kuruluş veya işletme olabilmektedir5. Tanımdan da anlaşılacağı gibi hangi iletinin gönderileceğine kaynak karar verir ya da olası iletilerden birini seçer ve dolaşıma sokar.

Kaynak sadece, iletişim sürecinin önemli bir öğesi olmakla kalmayıp, mesajın algılanması üzerinde önemli bir role de sahip bulunmaktadır. Bu açıdan aynı mesaj, iki değişik kişi tarafından sunulduğunda, biri diğerinden daha etkili olabilmektedir. Kaynak durumundaki kişinin, kurum ya da hedef konumundaki kitleye oranla olaylar arasındaki ilişkileri çabuk kavrayabilmesi, isabetli kararlar alabilmesi, duygu ve düşüncelerini akıcı bir üslupla, etkili bir şekilde ifade edebilme yeteneğine sahip olması gerekmektedir.

Bu bakımdan iletişimin istenilen düzeyde gerçekleşebilmesi için kaynağın bir takım özellikleri taşıması gerekmektedir. İletişim araştırmacıları, genel kabul görmüş kaynağın taşıması gereken iki temel nitelik belirlemişlerdir. Bunlardan birisi kaynağın inandırıcılığı, diğeri ise kaynağın sevilmesidir6.

İletişim kaynağının saygınlığın ötesinde, aynı zamanda güvenilir olması da gerekmektedir. Burada dinleyicinin kaynağın amacı konusundaki görüşü kastedilmektedir. Yani güvenilirlik, alıcının kaynağı dürüst ya da inanılır olarak algıladığı seviyedir. Hovland ve Yale Üniversitesi’ndeki ekibin çalışmaları sonucunda, çok güven veren iletişimcinin, düşük güven verene oranla çok daha etkili olduğu görülmüştür7. Güven, dikkate almayı, mesajı daha dikkatli izlemeyi ve dolayısıyla iletişim sürecinde iknayı etkilemektedir.

Öte yandan güvenilirlik birbirine bağlı iki etmene dayanmaktadır. İlki, kaynağa atfedilen uzmanlıktır. Zekâ, bilgi, olgunluk, profesyonel veya sosyal durum gibi karakteristikler bir bireyin ya da grubun uzmanlığına katkıda bulunmaktadır. İkinci bir faktör de kaynağa atfedilen objektifliktir. Diğer bir ifadeyle, izleyici kaynağın ürün hakkında söylediklerine inanmakta mıdır? Örneğin, Süreyya Ayhan atletik ayakkabılar için yüksek güvenilirliğine sahiptir ya da insanlara sigarayı bırakmasını tavsiye eden bir halk hizmeti ilanında ünlü bir doktor, yüksek bir güvenilirlik kaynağıdır. 

Bunların yanında sosyal statü, dürüstlük ve samimilik gibi unsurlar da kaynağının güvenirliliği noktasında üzerinde durulması gereken özelliklerdir. Bu noktada kaynağın samimi davranışı, hedef kitle gözünde “içimizden biri” imajını doğuracak, beğenilmesine ve sevilmesine neden olacaktır.

İletişim kaynağının çevresinde sevilen hoş bir kimse olması da iletişim sürecinde etkinliği artıran önemli bir etken olarak belirmektedir. Sevme, kaynağın hedef kitleye benzerliğini artıran ve vurgulayan bir işlev görmektedir. Bu açıdan reklamlarda çekici ve popüler kimselerin, güzel mankenlerin, sinema yıldızlarının ve sevilen sporcuların kullanılması tesadüfî değildir. Örneğin, ünlü, güzel bir sinema yıldızının oynadığı şampuan reklamını seyreden bir genç kız, o yıldıza benzeyebilmek ve onunla özdeşleşebilmek için söz konusu şampuanı kullanmaya başlayabilmektedir. Yine siyasi partilerin, kamuoyu tarafından sevilen ünlüleri, sempatik sanatçıları ve aktörleri seçimlerde aday olarak göstermesini buna örnek olarak verebiliriz. 

Son olarak yaş, cinsiyet, din, eğitim, ekonomik düzey gibi sosyo- demografik nitelikler de iletişim sürecinde üzerinde durulması gereken kaynak özellikleridir. Örneğin, toplumsal yaşam içinde bireyler, bir sorunla karşılaştıklarında geleneksel olarak kendilerinden yaşça büyük olanlara başvurarak, onların görüş ve tavsiyelerini aldıkları sıkça görülmektedir.

Cinsiyet farklılaşması kaynağın etkili olmasında bir diğer değişkeni oluşturmaktadır. Mesela, siyasi konulara erkekler daha fazla ilgi gösterdiklerinden, bu konularda erkek konuşmacı daha inandırıcı bulunmaktadır. Sevgi, güzellik ve moda gibi konularda ise kadınlar daha çok tercih edilmektedir.

Kaynağın dini ve dindarlık derecesi bir başka değişken olarak hedef üzerinde etkili olabilmektedir. Hedef kitlenin dine verdiği değer ile kaynağın dine verdiği değer birbirine ne kadar yakın ise, kaynağın hedef üzerindeki etkisi de o kadar fazla olacaktır.

İletişim Süreci ve Öğeleri

İletişim Süreci ve Öğeleri

İletişim sürecini anlamlı hale getiren unsurlarıdır. İletişim sürecinin unsurları temel olarak; kaynak, ileti (mesaj), kodlama- kodaçma, kanal, hedef kitle (alıcı), tutum-davranış değişikliği ve geri besleme (feedback) şeklinde sıralanmaktadır.
Şekil: İnsan İletişiminin Temelleri

Şekilde de sunulduğu gibi iletişim süreci, mesajı kodlayan ve dağıtan bilgi kaynağı ile başlamaktadır. Kodlanan mesajlar daha sonra aktarma aracı yoluyla dolaşıma sokulmaktadır. Bu araçlar; yüz yüze iletişim kanalları, gazete ve dergi gibi yazılı araçlar, radyo, televizyon, internet gibi elektronik araçlar olabilmektedir. Aracın karakteristiği, mesajın yorumuyla birlikte bilginin nasıl işleneceğini de etkilemektedir. Bir başka aşamada kaynak tarafından kodlanıp dolaşıma sokulan mesaj, kod çözen ve yorumlayan izleyici üyeleri tarafından alınmaktadır. Burada hedef kitlenin kişiliği, zekâsı, konuya ilgi düzeyi gibi karakteristikleri, onun mesajın kodunu nasıl çözdüğünü ve iletiye nasıl tepki verdiğini belirlemektedir. Sonuç olarak tüm bu süreç, değişik türdeki uyarıcıların bireylerin dikkatini dağıtmak, onların ruh hallerini etkilemek ve mesajların aktarılmasında gürültü çıkarmak yoluyla engellendiği genel çevresel bağlamda gerçekleşmektedir.


İşte yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız iletişim sürecinin daha iyi anlaşılması açısından bundan sonraki kısımda, süreçte yer alan unsurlar tek tek ele alınıp detaylı bilgi verilecektir.

İLETİŞİME GİRİŞ

İLETİŞİME GİRİŞ

İletişim olgusunu toplumsal yaşamın her alanında ve her aşamasında görmek mümkündür. İletişim, toplumsal yaşam içinde bulunan insanların birbirleri ile olan ilişki ve etkileşiminde önemli bir rol oynamaktadır. İnsanın yaşadığı toplumun bir üyesi olması, duygu ve düşüncelerini çevresi ile paylaşımı iletişimi gerektirmektedir. Bu nedenle iletişim toplumsal yaşamın düzenlenmesinde ve oluşmasında önemli bir işlev görmektedir.

İletişim kavramı İngilizce’deki communication kelimesinin karşılığı olarak dilimizde kullanılmaktadır. Kavramın kökeni incelendiğinde ‘commun’ yani; odaklaşmak, ortak kılmak kökünden türediği görülmektedir. Kavramın genel bir tanımını yapmak gerekirse; insanlar arasındaki her türlü bilgi, duygu ve düşünce alış-verişi, bilginin ortaklaşa kullanılması şeklinde bir tanım vermek mümkündür. Tanımdan da anlaşılacağı gibi iletişim hem kişisel hem de toplumsal bir süreci kapsamaktadır1.

İnsan yaşamında çok önemli olan bu kavramın tanımı üzerinde bir görüş birliği sağlamak kolay olmamaktadır. Kullanılan alanlara göre değişik anlamlar kazanan iletişim kavramının çeşitli yazarlarca birbirinden farklı pek çok tanımı yapılmıştır.

İletişim en yalın tanımıyla, “ duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılmasıdır”2.

İletişime ilişkin yapılan tanımlarda iki yaklaşım görülmektedir. Birincisi, “Gönderici-Mesaj-Kanal-Alıcı çizgisel modeliyle karakterize edilen” bir yaklaşımdır. Bu tür modeller bir fikrin, duygunun, tutumun vb. birinden bir başkasına nasıl aktarıldığını ortaya koymaktadır. Diğer bir yaklaşım ise; karşılıklılık, ortak algılama ve paylaşma gibi unsurların altını çizmektedir3.

Bir diğer görüşe göre; iki birim arasındaki birbirine ilişkin mesaj alış-verişi olarak tanımlanabilen iletişimin üç temel özelliğinden söz edilebilir4:

İletişimin ortaya çıkabilmesi yani, iletişimin varlığından söz edilebilmesi için öncelikle en az iki birimin mevcut olması gerekmektedir. Buna göre; kaynak, kod, kanal, mesaj, hedef kitle ve feedback’tan oluşan iletişim sürecinin temel unsurlarından ikisinin yani, kaynak ve alıcı olarak ifade edilen hedef kitlenin bulunması zorunludur.


İkinci olarak ise, iletişime taraf olan birimler arasında bir ortaklık kurulması şartı bulunmaktadır. Söz konusu ortaklığın gerçekleşebilmesi için ise mesaj alış-verişinin gerçekleşmesi üçüncü ve son olarak ise, bu mesaj alış-verişinin de birbirine ilişkin olması gerekmektedir.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Televizyonun Olumsuz Özellikleri

Televizyonun Olumsuz Özellikleri

1.      Televizyon karşısında geçirilen zaman bazı fizyolojik bozuklukları da beraberinde getirir. Göz bozuklukları, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi etkilerin yanı sıra, sinirsel yorgunlukların da önemli tetikleyicisidir.
2.      Televizyon, etkileşimli bir iletişimi ön görmediğinden, karşısında edilgen bir izleyici  topluluğu yaratır. Bu durum hayal kurmayı, yaratıcılığı ve bilgi farkındalığı önünde önemli bir settir ve zihinsel tembelliğin oluşmasında en önemli etkendir. Dolayısıyla  izleyici kendisine iletilen her veriyi doğru bir bilgi olarak değerlendirir, bu verileri sınayacak bilgi birikiminin oluşması engellenir.
3.      Televizyonun insan üzerindeki bu etkilerinin dışında toplumsal kurumlar üzerinde de etkisi büyüktür. Özellikle yaşantı tarzında meydana getirdiği değişiklikler toplumsallaşma sürecini de etkilemekte, insan ilişkilerinde yapısal değişikliklere neden olmaktadır. Televizyon, yemek yeme, uyuma, gezme gibi ihtiyaçların ve insanlarla ilişkide bulunabilecek sinema, tiyatro vb… sosyalleşme ortamlarının yerini alabilmekte, haber alma, eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılayarak serbest zaman etkinlikleri üzerinde söz sahibi olabilmektedir6.